Kozmik Bağlantı ve Sinir Sistemi


Bilinçli irademiz dışında işleyen ve beden organları ve organlar arası sistemi koordine eden otonom sinir sistemimiz iki bölümden oluşur.

1. Sempatik Sinir Sistemi
2. Parasempatik Sinir Sistemi

Sempatik sinir sistemimiz tehlike ve panik durumlarında etkin çalışan ve ani kararların verilmesinde söz sahibi olan sistemimizdir.

Tehlike anlarında kasların en yüksek performansta kullanılması için kana ve oksijene ihtiyaç vardır. Tüm bunlar daha fazla enerji ve hareketin sağlanması için gerekli etkenlerdir.

Sempatik sinir sisteminin aktive olması ile beraber kana adrenalin hormonu salgılanır ve kalp ritmi artarak tansiyon yükselir. Bununla beraber kan basıncı yükselir.

​Aynı zamanda solunum yollarını genişletmek, göz, mide ve bağırsak hareketlerini yavaşlatmaktan sorumlu sistem, sempatik sinir sistemimizdir.

Parasempatik sinir sistemimiz de kalp ritmini yavaşlatmak, tansiyonu düşürmek, mide ve bağırsak çalışmalarını dengeleyerek sindirimi sağlamak, dinlenme ve sakinleşmemizi sağlayarak hormonal aktiviteyi düzenlemekten sorumlu sinir sistemimizdir.

Parasempatik sinir sistemi ağırlıklı olarak aktive olan insanlar daha sakin ve net farkındalığa sahip olan insanlardır. Yapılan bilimsel tespitlere göre bu tip insanlarda kalp krizi vakaları ve buna bağlı ölümlerin daha az rastlanmakta olduğu gözlemlenmiştir.

Sempatik ve parasempatik sinir sistemleri birbirlerine zıt görevleri üstlenmiş olmakla beraber uyum ve denge içinde çalışırlar. Ancak sempatik sinir sistemi sürekli aktif olan bir insan daimi depresif ve agresif bir zihin halinde yaşam sürdürecektir.

Kana sürekli adrenalin salgılanması ile beraber tüm organlar arası düzenin dengesi bozulacağından sağlıklı bir ruh halinde olmakta bu oranda zorlaşacaktır.

Sempatik ve parasempatik sinir sistemlerinin uyumu bozulduğunda buna bağlı olarak nefes alışverişi de dengesini yitirecektir. Bu durumda oksijen ve glikoz azalır ve beyin nöral ağında iletişim yavaşlaması söz konusudur.

Beyin nöronları ışık hızında kendi aralarında iletimi ve dengeyi sağlayan bir haberleşme sistemine sahiptir. Tüm bilinç ve beden bütünlüğünü sağlayan bu sistem yeteri kadar oksijen alamadığında, ki bu da nefes alışverişleri ile doğru orantılıdır, bu durumda iletim sağlığı yitirilecek ve bedensel, ruhsal ve düşünsel problemler baş gösterecektir.

Farkındalık ve denge alanı yitirilerek hayat kalitesinde her seviyede bir ivme kaybı yaşanacaktır.

Beynimiz tüm çevresel ve içsel alanlardan gelen verileri eşzamanlı bir şekilde alarak belirli bir bilinç ve farkındalık alanı oluşturur.

Bu farkındalık alanı bizim hayatı algılama ve yanıt verme dengemize yansır. Bu iletişim aksadığında ise ruhsal, fiziksel, duygusal ve zihinsel denge sorunları yaşamaya başlarız.

Beden duyusal nöral ağı ve resöptörlerinin pasif hale gelmesi ile beraber evrenin ve dünyanın orijinal veri akışına yani frekansına (BİLGİ) da kapalı hale gelen “BİLİNÇ” kendini var etmesi için gerekli veriyi de elde edemeyeceğinden yaşamsal faaliyetlerini yavaşlatmaya başlar.

Kozmik Bağlantı diye isimlendirdiğimiz bağlantı, bizlerin doğa ile olan “BİLGİ” ve “FREKANS” alışverişini işaret eden bağlantıdır. Bedenimiz meridyen noktaları dediğimiz, kanallar vasıtası ise dış dünya ile bağlantı halindedir.

​Tüm evren “BİRLEŞİK ALAN” ismi verilen “ÖZ” bir enerji kaynağına bağlı olarak yapılanmıştır. Bedenlerimizde, “BİRLEŞİK ALAN” ile meridyen noktalarımızdan, sinirsel ve duyusal nöronlar vasıtası ile her an “BİLGİ” alışverişinde olup kendini düzenlenmektedir. Bu düzen ne kadar uyumlu olursa o kadar farkındalıklı ve sağlıklı bir yaşam süreriz.

“BİRLEŞİK ALAN” ile kozmik bağlantı zayıfladığında, diğer bir manada buna etken faktör sempatik sinir sistemimizin her an aktif olmasıdır, bedenimiz gerekli bilgiyi işleyemez. Bununla beraber tüm yaşamsal desteğimiz kesilir ve olanı olduğu haliyle değil, karmaşık olarak algılamaya ve hayata karşı tepkili olmaya başlarız.

Kozmik Bağlantının kurulması, “BİRLEŞİK ALAN” ile temasın tekrar sağlanması durumunda, bedenimiz kendi orijinal programına geri dönebilecek kimyasal reaksiyonları başlatan bir sisteme sahiptir.

“BİRLEŞİK ALAN” ile tekrar temas halinde, beden, makro ve mikro her seviyede taranarak dengelenmesi için gerekli deneyimleri oluşturabilir. Ancak bu deneyimler her bireyde farklı yollar izlediğinden bu şifa yolculuğu her bireyde farklı yaşamsal tecrübelere sebep olacaktır.

“BİRLEŞİK ALAN” ile kozmik bağlantı kurulduğunda tüm bedende oksijen miktarı artarak solunum dengesi yeniden yapılanır, hipofiz ve epifiz gibi bazı iç salgı bezleri, serotonin ve DMT gibi molekülleri farklı düzeylerde salgılayarak dengeleme sürecini başlatır.

​Değişen biokimyasal süreç ile beraber beynin çalışma sistemi orijinal ayarlarına dönecektir. Bu sayede birey varlığını derinden tanıma ve kendiyle bütünleşme ve barışma tecrübesini deneyimleyerek “YENİDEN DOĞUM” yaşayacaktır.

Bu tecrübenin yaşanması insan hayatına birçok katkı sağlayacaktır. Öncelikle depresyon, takıntı, kronik rahatsızlıklar ve fiziksel problemlerin ortadan kalkması gibi birçok geri bildirim görülebilmektedir.

Yaşama karşı mutsuzluk ve depresyon gibi hallerin yerini yaşamı yeniden anlama ve anlayış alacaktır. Bu sayede çocukluktan itibaren üstü değer yargıları, şartlanma ve koşullanmalar ile kapatılan ve sınırlandırılan “BİLİNÇ”, ışığını yeniden yaymaya ve kendini yeniden yapılandırmaya başlayacak ve kendini bilme hali dediğimiz “BİLİNÇ” boyutunda kendini yeniden tanıyacak ve hatırlayacaktır.

​Bu durumda varoluşun daha derin algılanması ile beraber ayrılık ve başkalaştırma gibi duyguların yerine birlik ve bütünsellik alacaktır.

Birlik halinin doğması ve “BİLİNCİN” kendini hatırlayarak yeniden doğması ile beraber içinde yaşadığımız dünyanın kolektif bilinç algısından kurtularak “BÜTÜNSEL BİLİNÇ” algısına geçişinde diğer bireylere de katkısı olacaktır.

2019-02-23T16:18:44+03:00